Yardım kelimesi mânâsı itibari ile, Her hangi bir konuda, ihtiyaç sahibine yönelik, hiçbir karşılık beklemeksizin, içten gelerek gösterilen bir davranışa delalet eder. Her ne kadar, yozlaşma girdabı toplumumuzu son yıllarda biraz daha fazla içine sürüklemeye başlamış olsa da, hal-i hazırda Türk toplumu yardım kelimesinin ihtiva ettiği mânâyı bilmektedir ve diğergamlık vasfını henüz yetirmemiş durumdadır.
Yeryüzünde bu kelimeyle en fazla muhattap olan kesim engelli insanlardır. Dolayısı ile yardım amaçlı yapılan davranışların sonucundan olumlu veya olumsuz yönde en fazla etkilenecek kesim de engelli insanlardır. Resmî rakamlara göre, Türkiye’de yaklaşık sekiz buçuk milyon, kimi kaynaklara göre de daha az engelli insan mevcutdur. Uluslararası kuruluşların öngördüğü oran her ülke nüfusu için % 10 düzeyinde olduğu, bu sayıya kalp, şeker, böbrek yetmezliği gibi iç hastalıklara haiz insanların da dahil edildiği göz önünde bulundurulursa, rakamı fazla yahut abartılı bulanlar için iknâ edici olacağını düşünüyorum.
Günümüzde engelli insanlara dair yaşanan sorunlar ve çözümleri, aileleriyle birlikte düşünüldüğünde, bir ülke nüfusu büyüklüğündeki kesimi etkilemektedir. İşte bu bağlamda düşünüldüğünde yardım kavramının toplum fertleri tarafından algılanış ve tatbik ediliş biçimi büyük önem kazanmaktadır, zira karşıda bu davranıştan etkilenen bir kitle vardır.
Genel mânada insanlar, yardım gerektiren herhangi bir hadiseyle hayatlarında ilk veya birkaç defa yüz yüze kalmaları halinde ne tepki verecekleri, nasıl müdahale edecekleri hususunda zihinlerinde birkaç saniyeliğine de olsa bir takım karışıklıklar yaşarlar. Zihinlerde yaşanan bu belirsizlik, kişilerin karşı karşıya kaldıkları hadiseler hakkında sahip oldukları tecrübe ve bilinçlilik hâli ile doğrudan alakalıdır.
Mesela, karlı kış günlerinde yanınızdan geçmekte olan bir vatandaşın yolun buzlu olmasından ötürü kayarak düşmesi halinde, o kişiye nasıl yardım edeceğiniz hususunda bir fikriniz vardır zira bu tür vâkalarla her kış günlerinde karşılaşılması muhtemeldir. Böyle bir anda yapılacak davranışlar ciddi mahiyette eğitim gerektirmediğinden dolayı size göre basit davranışlardır, ne yapacağınız bellidir.
Ancak hayatınızda daha önce hiç karşılaşmadığınız yahut çok nadiren karşınıza çıkan bir durumla alakalı nasıl bir yardımda bulunacağınız, hatta yardıma ihtiyaç olup olmadığı hususunda yukarıda bahsi geçen neviden rahat davranışlar sergilemeniz zordur, çünkü meselenin iç yüzüne dair kâfi derecede malûmat sahibi değilsinizdir. Bu da yüzyüze kaldığınız hadise karşısında bir bilinçsizlik ve tecrübesizlik hâline yol açar ve dolayısıyla kişinin göstereceği yardım etme davranışına ilişkin zihninde bir belirsizlik oluşturur. Bu noktada mevzuya açıklık kazandırması bakımından yaşanmış bir olayı naklederek yazımıza devam edelim. Görme engelli arkadaşlarımızdan birisi bir gün bir şeyler yeyip içmek, hasılı karnını doyurmak maksadıyla bir pastahaneye girer. Pastahane görevlisi arkadaşımızın müsayit bir yere oturmasında yardımcı olur. Buraya kadar her şey normaldir. Arkadaşımız, böreğinin yanında bir de ayran sipariş verir. Bir müddet sonra pastahane görevlisi siparişleri getirir masaya bırakır ve gider. Görme engelli arkadaşımız ayran açmak gibi basit bir davranışı rahatlıkla yerine getirebilecekken, görevli kendince yardım ettiğini düşünerek, ayranın kapağını açıp da getirir ve bunu da görme engelli arkadaşımıza bildirmez. Doğal olarak, her Türk vatandaşı gibi ayranını çalkalama arzusuyla harekete geçen arkadaşımız, bu arzusunu birazcık da şiddetli bir biçimde fiiliyata geçirince olanlar olur...
Şüphesiz her insanın yardıma ihtiyacı vardır. İnsanlar, yardım gerektiren birtakım zârûrî hallerini çeşitli yollara başvurarak giderirler.
Mesela, kütüphanedesiniz ve almak istediğiniz kitap rafın en üstünde, boyunuz yetişmediğinden kitaba erişmek için ya uzun boylu birisinden yardım isteyeceksiniz veya bir iskemle bularak engelinizi bu şekilde ortadan kaldıracaksınız. Engelli insanlar ise, her hangi bir uzlunun noksanlığından yada o uzlunun vazifesini tam olarak icra edememesinden ötürü, herkesten biraz daha fazla yardıma ihtiyacı vardır. Mesela, yukarıda verdiğimiz örnekte, siz kitaba erişmek için birinin yardımına yada bir iskemleye ihtiyaç duyarken, görme engelli bir kişi yolundaki engelleri tanımlayıp o yolda rahatça ilerleyerek, arzu ettiği noktaya ulaşabilmek maksadıyla baston kullanır.
Engelli insanların toplum içerisinde yaşadıkları birtakım hadiseler bize şunu göstermektedir ki, engelli fertlere yönelik gösterilen yardım davranışlarının arkasında çoğu zaman iki sebep yatmaktadır. Bunlardan birincisi: Aşırı şefkat neticesinde ortaya çıkan yardım davranışıdır. Bu durumu bilhassa Türk toplumu gibi bireyci olmayan toplumlarda daha sık görmeniz kolaydır. Şöyle bir örnekle konuyu irdeleyelim:
Anadolu’nun Sivas ilinin Kangal köyünde yetişen, Türkiye’ye özgü bir köpek cinsi vardır. Kangal köpeği olarak bilinen bu hayvanlar özellikle yavrularına karşı son derece şefkatli, sevgi dolu yaratıklardır. Ancak, bu köpekler bazen, yavrularını emzirirken onların altında olduğunu unutup üzerlerine oturarak yavrularının ölümüne sebebiyet verirler. Bu hadise, Kangal köpeklerinin yavrularını sevmediğinden, onların canına kasdetmek istediğinden değil, gerçekleştirdikleri bu davranışın yavrularına zarar verdiğinin farkında olmamalarından kaynaklanmaktadır. İşte, engelliler için de aynı durum söz konusudur.
Toplumumuzda başta birçok engelli aileleri olmak üzere, insanımız, engellilere yardım edeyim derken farkında olmadan aslında onlara zarar vermektedir. Böyle bir duruma maruz kalan engellilerin gerek toplum ilişkileri, gerekse psikolojik gelişimleri arzu edilen doğrultuda gerçekleşmemektedir. Bilhassa Anadolu’da, evlerinden dışarıya dahi çıkamayan, doğrudürüst eğitim almamış, kıyafetlerini dahi kendibaşına giyemeyen engelli fertler mevcuttur. Ailelerin engelli çocuklarını nasıl yetiştirecekleri hususunda bilinç sahibi olmamaları, engelli fertlerin gelişimine menfi yönde tesir etmektedir, zira engelli bir çocuğun bağımsız hareketinin gelişmemesi veya elbisesini bile kendibaşına giyememesi ailenin bu işleri kendi yapmasından kaynaklanmaktadır. Aileler bu tür davranışlarla çocuklarına yardımcı olduklarını düşünmektedirler. Ancak farkında olmadan onlara zarar vermektedirler.
İkinci tür yardım davranış türü ise: insanların engellileri toplumun yardıma muhtaç aciz kesmi görerek onlara acıma sonucunda ortaya çıkmaktadır. Engelli bir insanın yolda yürürken birinin, o kişinin eline para sıkıştırması, dolmuşa binen engelli kişinin parasını “Senin paran burada geçmez” diyerek ücretini almamak gibi davranışlar insanların vicdanlarını tatmin ederek rahatlamaları ve kendilerini mutlu hissettmelerinden dolayı sergilenen bir yardım etme davranışıdır. Konuya ilişkin yine yaşanmış trajikomik bir hadiseyle yazımızı noktalayalım. Bir halk otobüsü şoförü durakta otobüs beklemekte olan görme engelli bir arkadaşımızı farketmesi üzerine, kendisine nereye gideceğini sorar. Arkadaşımızın gideceği noktayı öğrenen otobüs şoförü, sefere çıkmasına 30-40 dakika kala durakta beklemekte olan diğer yolculara “Siz bir yere ayrılmayın. Ben şu arkadaşı bırakıp geliyorum” diyerek, güzergâh dışı olmasına rağmen, koskoca bir otobüsü sırf bir kişi için hareket ettirir ve arkadaşımızı Şişli Adliyesi durağına buraktıktan sonra gerisin geriye dönerek tekrar kalkış noktasına gider.
Sonuç îtibarı ile, yukarıda da değindiğimiz gibi, her insan yardıma muhtaçdır. Ancak engelli insanların bilinçli yardıma ihtiyaçları vardır. Bu noktada "Yardım, kime göre yardım?" sorusuna cevap aramalıyız. Sizin yardım etmek olarak addettiğiniz bir davranış bir başkasının aleyhine bir sonuç doğurabilir. Yardım etme adına sergilenen, engelli ferdin her türlü gelişimine mani olarak ona zarar veren davranışlar ancak yardım ettiğini zanneden kişiye göre yardımdır. Bilinçli bir şekilde, karşındakinin durumunu ve ihtiyacını göz önünde bulundurarak yapılan yardım davranışı, salt engelliler açısından değil, bütün insanlar için gerçekleşmesi hoş bir davranıştır.